1.1
Akademik Zorbalık Bilimi Baltalıyor mu?
Akademide giderek görünür hâle gelen bir sorun olan akademik zorbalık, bu ilk metnin odağını oluşturuyor. Bilimsel üretimin, eleştirel düşüncenin ve özgür ifadenin filizlenmesi gereken bir ortamda, otoriteye dayalı baskı mekanizmalarının nasıl işlediğini sorguluyorum. Akademik hiyerarşi, kimi zaman bilgiye değil, güce dayalı bir üstünlük ilişkisine dönüşebiliyor. Bu da özellikle genç araştırmacılar için yıpratıcı ve dışlayıcı sonuçlar doğuruyor. Metin boyunca, akademik iklimin toksikleştiği anlarda bilimin nasıl örselendiğine ve bunun uzun vadeli etkilerine dikkat çekmeye çalışıyorum.
Bilimin, eleştirel düşüncenin ve özgür ifadenin yeşermesi gereken akademi ortamı, zaman zaman güce dayalı baskı mekanizmalarıyla gölgelenebiliyor. Akademik hiyerarşi, bilgiye dayalı bir rehberlikten uzaklaşıp otoriteye dayalı bir üstünlük ilişkisine dönüştüğünde; özellikle genç araştırmacılar için yıpratıcı ve dışlayıcı bir iklime zemin hazırlıyor. Bu yazı, son yıllarda uluslararası düzeyde daha görünür hâle gelen akademik zorbalık sorununu ele alıyor ve bu toksik iklimin bilime, bireylere ve kurumlara olan yıkıcı etkilerine dikkat çekiyor.
2018 yılının Kasım ayında Nature dergisi, akademik zorbalıkla ilgili dikkat çekici bir haber yayımlamıştı. Haberde, aynı yılın ağustos ayında İngiltere’nin önde gelen araştırma merkezlerinden Londra Kanser Araştırma Enstitüsü’nün, tanınmış araştırmacılardan Nazneen Rahman’a yöneltilen zorbalık suçlamaları nedeniyle sarsıldığı belirtiliyordu. Rahman, hakkında yürütülen soruşturmanın ardından istifa etmiş; Wellcome Trust ise kendisine sağladığı yaklaşık 4,5 milyon dolarlık araştırma fonunu geri çekmişti. Bu gelişmelerin ardından Rahman’ın laboratuvarında çalışan genç araştırmacılar üç ay içinde kurumu terk etmek zorunda kalmıştı. Bu olay, bilimsel kurumların akademik zorbalık karşısındaki reflekslerini ve bu tür vakaların kurumsal dengeleri nasıl sarstığını gözler önüne serdi.
Haberde ayrıca, bu olayın 2018 yılında birçok büyük bilim kurumunu etkileyen benzer iddiaların bir parçası olduğu belirtiliyordu. Örneğin Almanya’daki Max Planck Enstitüsü’nde iki yönetici zorbalıkla suçlanmış, İngiltere merkezli Leverhulme Trust, benzer iddialar nedeniyle Bath Üniversitesi’nden Nicholas Longrich’in 1 milyon sterlinlik fonunu iptal etmişti. Görünen o ki, akademik zorbalık artık sadece bireyleri değil, fon mekanizmalarını ve kurumsal itibarları da doğrudan etkileyen bir sorun olarak gündemde.
Peki, akademik zorbalık tam olarak nedir?
En basit hâliyle, akademik zorbalık; bir akademisyenin çalışma ortamında tekrarlı biçimde sergilediği kötü niyetli, zarar verici davranışlar olarak tanımlanabilir. Bu davranışlar yalnızca bağırmak, küçümsemek ya da tehdit etmekle sınırlı değildir. Bir meslektaşın fikirlerini kasıtlı olarak değersizleştirmek, hakkında söylentiler yaymak ya da ihtiyaç duyduğu bilgilere erişimini engellemek gibi daha sinsi yöntemlerle de kendini gösterebilir. Psikologlara göre, bu eylemlerin çoğu klasik mobbing tanımıyla örtüşür; ancak akademik alandaki hiyerarşik yapılar, bu davranışların tanımlanmasını ve raporlanmasını daha da zorlaştırır.
Tüm bu örnekler bir arada değerlendirildiğinde, akademik zorbalık; kıdemli bir bilim insanının, birlikte çalıştığı meslektaşlarına ya da genç araştırmacılara karşı bilimsel gerekçeler kisvesi altında baskı uygulaması, dayanaksız dedikodularla itibar zedelemesi, cinsiyet ya da etnik kimlik gibi faktörlere odaklanarak kariyer sabotajı yapması ve kimi zaman da doğrudan tehditlerle yönlendirmeye çalışması biçiminde karşımıza çıkar.
Zorbalık çoğunlukla, yaşça büyük veya yönetici konumunda olan akademisyenlerle genç araştırmacılar ve idari personel arasında, güç dengesizliğinden beslenerek gelişir. Bu durum, genç akademisyenlerin bilimsel kariyerlerinden vazgeçmelerine, personelin kurumu terk etmesine ya da psikolojik travmalarla yüzleşmelerine yol açar.
İngiltere örneği bu açıdan dikkat çekici: 2010 sonrası dönemde 300’den fazla akademisyen hakkında meslektaşlarına ya da öğrencilerine zorbalık uyguladıkları gerekçesiyle şikâyette bulunulmuş. The Guardian’ın haberine göre, İngiltere’deki 135 üniversiteye yapılan bilgi edinme başvuruları sonucunda, yalnızca 55 kurumda 294 ayrı zorbalık vakası kayda geçmiş. Toplamda 184 personelin disiplin cezası aldığı, 32 kişinin ise zorbalık nedeniyle işten çıkarıldığı bildiriliyor. Bu tablo, akademik rekabetin ya da kişisel çatışmaların çok ötesine geçen yapısal bir sorunun varlığına işaret ediyor.
Ne yazık ki, akademik zorbalık kavramı Türkiye’de hâlâ yeterince karşılık bulmuyor. Ancak bu, sorunun var olmadığını göstermez. Akademide görev yapan pek çok kişi, benzer deneyimlere doğrudan ya da dolaylı biçimde tanıklık ediyor. Özellikle kadro atamaları sırasında dile getirilen asılsız iddialar, meslektaşlar arasında kurulan güç ilişkileri ve dışlayıcı tavırlar, akademik itibarın zedelenmesine yol açabiliyor. Hatta bazı lisansüstü öğrenciler, yaşadıkları bu baskı ortamının ardından travma sonrası stres bozukluğu yaşadıklarını ifade ediyor. Kendi deneyimlerime dayanarak söyleyebilirim ki, akademik ortamda gücün kötüye kullanımı, kariyer sabotajı niteliğinde davranışlara dönüşebiliyor. Bu da çoğunlukla kişinin bulunmadığı ortamlarda hakkında küçültücü ifadeler kullanılması, fikirlerinin kasıtlı olarak göz ardı edilmesi ya da yalnızlaştırılması gibi “görünmeyen” ama etkili zorbalık biçimlerinde kendini gösteriyor.
Bu bağlamda, İlhan Arsel’in “Biz Profesörler” adlı kitabı değerli bir başvuru kaynağı olabilir. Arsel, bu kitapta paylaştığı anılarında, 1970’li yıllarda dahi Türkiye üniversitelerinde akademik zorbalığın izlerinin görülebileceğini ortaya koyar.1 Bugün dünyada önemli bilim dergilerinde sıkça gündeme gelen bu konu, Türkiye üniversiteleri açısından da yapısal ve kültürel bir sorun olarak ele alınmayı fazlasıyla hak ediyor. Görülüyor ki, bu meseleye yönelik yüzleşme yalnızca bireysel farkındalıklarla değil; kurumların iç denetim mekanizmaları, şeffaflık ilkeleri ve akademik etiğe dayalı güçlü bir kültür inşasıyla mümkün olabilir. Bunun içinse önce şu soruları yüksek sesle sormamız gerekiyor: “Bilim nedir?”, “Akademik ortam neyi gerektirir?”, “Ve biz bu ortamı korumak için ne yapıyoruz?”
Arsel İ., 1997. Biz Profesörler. Kaynak Yayınları. İstanbul.↩︎