Bölüme Dair
Akademik Değer Erozyonu
Akademi yalnızca bilgi üretiminden ibaret değildir; aynı zamanda etik ilkelerin, toplumsal sorumluluğun ve adalet duygusunun birlikte yaşatıldığı bir alandır. Ancak son yirmi yılda, akademide belirli eğilimlerin ve yakınlıkların öne çıktığı bir ortamda bu alan giderek daralıyor. İçerik ve özgünlük geri plana itilirken, sorgulayan düşünce yerini uyumlu ve sessiz bir tutuma bırakıyor.
Bu daralma yalnızca Türkiye’ye özgü değil. Bilimsel akıl yürütmenin politik müdahalelerle örselendiği birçok ülkede benzer dinamikler gözleniyor. Lysenko’nun Sovyet bilimini ideolojik çizgiye hapsettiği örnekten, günümüzde müfredat tartışmalarına kadar genişleyen bu eğilim, bilginin güvenilirliğini tehdit ediyor.
Bu bölümde yer alan yazılarımda, akademinin anlam kaybına uğradığı, değerlerinin sistematik biçimde aşındığı bu süreci farklı yönleriyle ele almaya çalıştım. Bu süreci üç katmanda izlemek mümkün:
- yönetsel çöküş, yani liyakatten uzaklaşan atama süreçleri ve performansla ölçülen değer anlayışı
- bilimsel sessizlik, ideolojinin bilimin önüne geçtiği örneklerle, Lysenkoizm’den bugünün susturulan akademik muhalefetlerine
- bireysel tükeniş, yani mobbing, görünmeyen emek ve akademik kimliğin erozyonu
Burada yalnızca bir akademik çözülmeden değil; aynı zamanda etik bir yıpranmadan, zihinsel bir daralmadan ve yapısal bir çöküşten söz ediyorum. Bu yazılar, Türkiye’deki üniversite sisteminin geçirdiği dönüşümün hem tanıkları hem de eleştirel iz düşümleri olarak okunmalı.
Aynı zamanda ideolojinin bilime nasıl sızdığına dair tarihsel bir uyarı işlevi de görüyorlar. Akademik dünyada yükselen sessizlikle birlikte, sorulması gereken temel soru şu:
“Gerçekten neyi yitirdik?”
Belki de bu soruya verilecek en net yanıt şu olabilir:
Eleştirel düşüncenin zeminini yitirdik; çünkü üniversite sustuğunda, toplum konuşamaz.