Anlamın Yavaşlıkta Filizlendiği Bir Kitap
Yazarlık başlı başına zor bir uğraş. Yıllar boyunca akademik makaleler kaleme alırken bunu bildiğimi sanıyordum; ama o deneyim, belirli kuralları, yerleşik bir söylemi ve ritmi olan sınırlı bir alandı. Akademik sınırların dışına çıkıp daha kamusal bir dil kurmaya kalkıştığımda, yazının ne kadar dirençli, ne kadar kırılgan ve ne kadar kişisel bir şey olduğunu yeniden keşfettim.
Bu kitabın tohumu, Covid‑19 salgınından hemen önce kıymetli abim Murat Yetkin’in bir cümlesiyle atıldı: “Yazmalısın.” O günden sonra, YetkinReport’ta bana açtığı alanda yazmaya başladım. Kalemi elime almamda, bu davetin taşıdığı güven duygusunun ve çağrının etkisi büyüktü. Önce popüler bilim yazılarıyla başladım; derken merakımın hep önemli bir parçası olan “üniversite” meselesine yöneldim. İlk metin, akademide maruz kaldığımız zorbalığı ele alıyordu. Ardından Açık Radyo’daki —bugünkü adıyla Apaçık Radyo— programlar, kıymetli konuklarla yapılan söyleşiler, Gündüz Vassaf gibi zihnime eşik atlatan isimlerle tanışmalar ve yıllara yayılan gözlemler, bu alana bambaşka bir derinlik kattı. Anladım ki akademiyi yazmak yalnızca eleştirmek değil, aynı zamanda iyileşmenin yollarını da aramaktır.
Elinizdeki kitap, beş yılı aşkın bir sürede, farklı sıkışmaların ve sorgulamaların içinden süzülerek kaleme alınmış; büyük bölümü Yetkin Report’ta yayımlanmış metinlerden oluşuyor. Kimi yöneticilik deneyimlerimin taze izlerini taşır; kimi, neredeyse bir tiyatro sahnesi netliğinde yaşanmış olayları kayda geçirir. Hepsinin ortak özelliği ise, hızla tüketilen içerikler çağında aceleciliğe direnip düşünerek birikmiş olmalarıdır. Bugün dönüp baktığımda, bu süreci en iyi tanımlayan kavramın “yavaş akademi” olduğunu görüyorum.
Yavaşlık burada bir eylemsizlik değil; aceleciliğe, yüzeyselliğe, verimlilik takıntısına ve sayısallaştırılmış başarı ölçütlerine karşı bilinçli bir itirazdır. Bir zaman savunusu olduğu kadar, bir anlam savunusudur.
Bu sayfalarda üniversitenin nasıl değiştiğini anlatırken, aynı zamanda nasıl hatırlanması gerektiği üzerine herkesi düşünmeye davet ediyorum. Çünkü akademi hâlâ kolektif bir bellek olabilir; hâlâ anlamlı bir etik alan yaratabilir. Bunun için önce kendimize, sonra birbirimize kulak vermemiz gerekiyor. Bu kitap tam da o dinleme çabasının bir ürünü.
Bu nedenle, bu kitabın okurla buluştuğu anda yolculuğunu tamamlamamasını; her okumada, her tartışmada yeniden yazılmasını, çoğalmasını arzu ederim. Eğer bu satırlar sizi düşünmeye, hatırlamaya ve belki de verimli bir yavaşlamaya davet ediyorsa, amacına ulaşmış sayılacaktır.
Utku Perktaş
Tring,
Haziran, 2025.