Giriş

Akademinin Anlamını Hatırlamak

Üniversiteye başladığım ilk yıllardan beri, üniversitenin toplum için ne ifade ettiğini ve akademinin gerçek anlamını kavramaya çalıştım. Bu kavrayış derinleştikçe anlatmaya, tartışmaya, sorgulamaya devam ettim. Hacettepe Üniversitesi’nde başlayan akademik yolculuğum; Oxford, York, Kansas Üniversitesi ve çeşitli araştırma enstitülerinde edindiğim deneyimlerle çeşitlendi. Bu süreçte farklı akademik profillerle karşılaştım farklı kurumsal kültürleri gözlemledim. Akademiye dair hafızam, bu birikim sayesinde şekillendi. Son 25 yılda Türkiye’de akademide yaşanan değişimi ise bu birikimin bana sağladığı perspektifle şimdi çok daha iyi değerlendirebiliyorum. 1961 Anayasası’nın üniversite özerkliğine dayalı ilerici yapısı ile özellikle 12 Eylül 1980 sonrası dönemin üniversite kültürünü ve bu kültürdeki dönüşümleri nasıl etkilediğini artık çok daha farklı bir gözle yorumlayabiliyorum.

Akademinin çalkantılı dönemlerinde gerçeği aramak, uzmanlık alanlarımın ötesinde, kişisel bir tutkuya dönüştü.

Bu süreçte, Türkiye’de atama kültürünün ne yazık ki giderek kanıksandığı bir dönemde, çeşitli yönetim kademelerinde ve üniversite–toplum ilişkisine yönelik projelerde —kısa süreli de olsa— yer almam, bazı şeyleri yakından görmeme ve daha iyi anlamlandırmama olanak tanıdı. Akademik niteliğin değersizleştirildiği, basit istatistiklerle liyakatin ölçüldüğü bir ortamda hem hayal kırıklıklarım hem de direnç noktalarım arttı.

Bu kitap, biriken bir suskunluğun kaydıdır. Akademinin koridorlarında giderek görünmez olan değerlerin, susturulan fikirlerin, etik dışı pratiklerle örselenen emeğin ve hâlâ hatırlayanların sessiz direnişidir. Her yazı, Türkiye’de üniversitenin dönüşen yüzüne bir ayna tutuyor; belki bazıları hiç dönüşmeyen bir yüzü de gösteriyor olabilir ama ben yine de iyimser olmaktan yanayım. Bu dönüşüm; yapısal ya da yönetimsel bir kriz olmanın ötesinde, aynı zamanda zihinsel, kültürel ve duygusal bir erozyondur.

Liderlik pozisyonları, geçici unvanlardan ibarettir. Gerçek değer ise ancak özen gösterme ve adaletli davranma yoluyla üretilebilir. Ancak üniversitede zamanla bu yaklaşımın yerini, suskunluğu ve konfor alanlarını korumayı önceleyen davranış biçimleri alıyor.

Bugün üniversite dediğimiz yapı, kurumsal bir dönüşümün yanında aynı zamanda tarihsel bir kopuşun da ifadesi haline geliyor. Belleğin silikleştiği, liyakatin biçimsel ölçütlere indirgenip nitelikten çok nicelikle tanımlandığı bu çağda, üniversiteyi yeniden düşünmek bir zorunluluk halini alıyor. Neoliberal üniversite düzeni diye adlandırılan bu yeni sistem, bilgiyi bir değer olarak değil, bir çıktı olarak kodluyor. Elbette zamanın ruhunu ve bilginin evrimini göz ardı edemeyiz; ama bu evrim, geçmişle bağımızı koparmamızı gerektirmiyor. Tam tersine, akademik gelenekleri hatırlamak ve belleği canlı tutmak, yönümüzü kaybetmemek için hayati. Çünkü üniversite dediğimiz yapı, şimdiki zamanın ötesinde; geçmiş, şimdi ve gelecek arasında kurulan bir düşünsel diyalogla anlam kazanır. Aksi halde, üniversitenin ne olduğu ve ne için var olduğu sorusu, yerini yalnızca nasıl yönetileceğine dair teknik tartışmalara bırakıyor. Belki de tam da bu nedenle, bugün üniversiteyi hatırlamak, ona neden ihtiyaç duyduğumuzu yeniden sormak anlamına geliyor.

Bu kitapta yer alan her metin, farklı konuları ele alsa da aynı izlek üzerinde ilerliyor: Akademideki kurumsal, zihinsel ve etik dönüşüme tanıklık etmek.

İşte bu nedenle, üniversitenin anlamını ve toplumsal sorumluluğunu yeniden anımsamak bugün her zamankinden daha hayati. Yine de bu çağrıyı canlı tutmakta ısrar ediyorum. Çünkü geçmişle bağ kurmak, direnmenin bir biçimidir. Bu yazılar, üniversitenin sadece bir diploma makinesi işlevi görmesinin dışında, bir ortak düşünce, duygu ve sorumluluk alanı olması gerektiğini savunuyor. Akademik niteliğin kolektif etikle tanımlandığı bir üniversite ideali için yazıldı bu metinler.

Gerçekten hatırlayabilmek için bazen neyin unutulmaması gerektiğini bilmek gerekir. İşte bu yüzden, yalnızca geçmişe değil, geleceğe de seslenen bazı izler vardır. Bu kitapta yer alan her yazıda şu çağrı sessizce yankılanıyor: “Unvanlar değişebilir, mevkiler geçicidir; ama akademide sergilenen özen, adalet ve tutum, kolektif hafızada kalıcı izler bırakır.”