Basıl-a-mayan Bir Kitabın Notu

Bu kitabın basılmasını istedim ancak basıl-a-madı.

Sorun neydi, tam olarak bilmiyorum.

Dosyayı gönderdiğim yayınevlerinden de farklı yanıtlar aldım. Biri şöyleydi:

“Yayın kurulumuz dosyanızı değerlendirdi. Ancak böyle bir kitabın günümüz Türkiye’sinde genel okurun ilgisini çekmeyeceğini düşündüğümüz için yayın programımıza alamıyoruz.”

Başka bir yayınevi basım için maddi destek istedi.

Bir başkası ise hiç cevap vermedi.

Yaklaşık altı–yedi yıllık emeğin ürünü olan kısa denemelerimi bir araya getirmiş, üzerine üniversite fikrini tarihsel ve güncel boyutlarıyla tartışan yeni metinler eklemiştim. Üstelik bu çalışmanın ortaya çıkmasında farklı isimlerin katkısı ve teşviki de vardı. Bu nedenle kitabın okunabileceğini düşünüyordum.

Yanılmış olabilirim.

Belki mesele gerçekten “okur ilgisi”ydi.

Belki artan maliyetler karşısında zorlanan yayınevleri risk almak istemedi.

Belki de kurumsal yorgunluk, bir e-postaya bile cevap veremeyecek kadar güven aşınmasına yol açmıştı.

Başka nedenler de vardır elbette.

Ama burada niyet okumak istemiyorum.

Zaman geçtikçe şunu fark ettim: Belki de bu kitabın basılmamış olması kötü bir şey değildi.

Guardian’da yıllar önce yayımlanan bir yazıda Beth Webb1 yayımlanmamanın bazen yazı için bir kayıp değil, bir özgürlük olabileceğini söylüyordu. Ona göre yazının değeri bir yayınevinin onayından değil, paylaşılabildiği okurlardan gelir; bazen metnin dolaşıma girmesi için en doğrudan yol onu kendin yayımlamaktır.

Bu düşünce bana giderek daha anlamlı görünmeye başladı. Çünkü böylece metin, kapalı bir dolaşım yerine herkese açık bir biçimde yayımlanabiliyordu. Bellek üzerine yazılmış bir kitabın açık erişimle dolaşıma girmesi belki de en tutarlı yoldu.

Başka bir Guardian yazısında Hamilton Nolan 2 kitabın değerinin satış rakamlarıyla ölçülemeyeceğini hatırlatıyordu. Ona göre insanlar bir kitabı zengin olmak ya da ünlü olmak için yazmaz. Bir kitap yazmanın asıl nedeni, söylenmek istenen bir şeyin zaman içinde kaybolmamasıdır.

Yazıların çoğunun zamanla unutulduğu doğrudur.

Bir kitap yıllarca bir kütüphanenin rafında kalabilir ve sonra hiç tanımadığınız birinin eline geçebilir.

O anda söylemek istediğiniz şey yeniden hayata döner.

The Atlantic’te Heather Horn ise başka bir soruyu soruyordu3:

Onca reddedilme ihtimaline rağmen insanlar neden yazmaya devam eder?

Çünkü yazmak çoğu zaman bir kariyer planından çok bir çağrıdır.

Dünyanın dört bir yanında binlerce insan yayımlanma ihtimali belirsiz metinler yazmayı sürdürür. Yazmak, bir anlamda tarihe küçük bir iz bırakma arzusudur.

Aynı zamanda içsel bir iyileşme sürecidir; düşüncenin kendini onarma biçimlerinden biridir.

Ve çoğu zaman paylaşmanın en kalıcı yoludur.

Başka bir yazı ise reddedilmenin yazarlığın doğal bir parçası olduğunu hatırlattı bana4.

Edebiyat tarihi defalarca reddedilmiş kitaplarla doludur.

Stephen King’in Carrie’si otuz kez, Margaret Mitchell’in Gone with the Wind’i otuz sekiz kez, Robert M. Pirsig’in Zen and the Art of Motorcycle Maintenance’ı ise yüz yirmi bir kez geri çevrilmiştir.

Ama bazen mesele yalnızca reddedilmek değildir.

Bazen metnin dolaşım biçimini değiştirmek gerekir.

Bazı araştırmacılar yazının kökenini idari ihtiyaçlara bağlar5.

Ancak yazı tarihine bakan başka çalışmalar bunun daha karmaşık bir süreç olduğunu gösterir.

Yazı yalnızca kayıt tutmak için değil; ritüeller, kehanetler, mitler ve insanın dünyayı anlamlandırma çabası içinde ortaya çıkmış çok katmanlı bir pratiktir.

Bir şeyleri anlamlandırmak için yazmak yalnızca bir iyileşme süreci değildir. Aynı zamanda içinde bulunduğumuz dünyayı kavrama çabasının da bir parçasıdır. Bu nedenle yazı bazen idarenin ve iktidarın aracı olurken, bazen de onun sınırlarını aşan bir ifade biçimi haline gelir.

Bu yüzden bu kitabı basılı bir nesne olarak değil, açık erişimli bir metin olarak paylaşmayı tercih ettim.

Hafıza üzerine düşünmenin kendisi zaten bir hatırlama çağrısıdır.

Hatırlamanın kamusal olabilmesi için ise metinlerin mümkün olduğunca görünür olması gerekir.

Belki de bu nedenle bazı kitaplar yayınevlerinin raflarından çok, okurun keşfi için dünyaya bırakıldığında gerçek anlamını bulur.


  1. Beth Webb, The Joys of Not Being Published, The Guardian, 28 June 2007.↩︎

  2. Hamilton Nolan, Envy, Ego, Pride and Pain: What I Learned from Publishing My First Book, The Guardian, 2024.↩︎

  3. Heather Horn, Why Unpublished Novelists Keep Writing, The Atlantic, 18 November 2010.↩︎

  4. David Barnett, Do Two Unpublished Books Make You a Failed Author? No, You’re a Quitter, The Guardian, 2015.↩︎

  5. David M. Henkin, “The Deep Roots of Writing”, Aeon, 2017.↩︎